Örgütler ve Ağlar

 

Örgütler
                Örgüt bir amacı gerçekleştirmek adına bir araya gelmiş tanımlanabilir üyeleri olan bir gruptur. 1920’lerde Max Weber’e göre Avrupa ve Kuzey Amerika’da örgütler uzun soluklu bir yükseliş göstermiştir. Günümüzde ise resmi örgütler dünyada en yaygın örgütlerdir.
Örgütler günlük yaşamımızda eskisinden daha çok etkilidir. Örneğin hastanede doğan bir çocuk , okula gider , alışveriş yapar, iş hayatına atılır ve bunun gibi bir çok örgütsel bağlantılarla yaşadıktan sonra yine bir hastanede ölür. Bakıldığında örgütler her zaman bizim yanımızda yer alan olarak düşündüğümüzde aslında yanlış olabilir. Nede olsa savaşa gitmek, vergi ödemek gibi zorlamalarla devlet örgütünün güdülenmesine maruz kalınmaktadır.


Birer Bürokrasi Olarak Örgütler
           Weber’e göre örgütlerin gelişimi için mutlaka verilerinin kaleme alınması gerekmektedir. Diğer yandan modern örgütler ve demokrasi arasında uzun vadeli sonuçları olan çatışma ve bağlantının olduğunu söyler. Bürokrasinin modern toplumsal yaşamın doğasıyla ilgili bazı kusurların olduğunu söyler ve bunun yanı sıra ideal bir bürokrasi tipini sunar. Ona göre ideal bürokrasi;
              –          Yetki en yukarıdadır. Kararlar yukarıdan aşağı doğru emir komuta şeklindedir. Bu şekilde her üst bir astını denetler ve gözetler
              –         Çalışanları yazılı kurallar yönetir. Yukarıya doğru kurallar genişler ve yorumlamalarda esneklik olur
            –          Çalışan tam gün çalışır ve düzenli maaş alır. Her işin piramitte belirli ücreti vardır. Bireylerin örgüt içinde kariyer yapmaları beklenir.
              –          Çalışanın örgüt içi ile özel yaşamında bir ayrım vardır
              –        Örgütün hiçbir üyesi işlettikleri maddi kaynakların sahibi değildir.
Weber bir örgütün ideal bürokrasiye ne kadar yaklaşırsa ulaşmak istediği hedeflerde o kadar başarılı olacağını düşünmüştür.
Bürokraside resmi ve gayri resmi ilişkiler: Weber’in bürokrasiye ilişkin çözümünde öncelik olarak örgüt içindeki resmi ilişkilere yani  örgütün tüzüğünde yer alan maddeler maddelere önem verir. Tüzükte yer alan bir sorun olduğunda aynı statüde çalışan yerine amirine danışman gerekliliğine rağmen kişiler kariyerinde çatlakların oluşacağı düşüncesiyle direk yakın çalışanlarına danışır. Bu da aslında bakıldığında gereğinden fazla sorumluluk aldığını gösterir. Diğer yandan farklı firmaların patronları bile gayri resmi şekilde birbirlerinden fikir alışverişinde bulunurlar. Aynı zamanda gayri resmi ilişkiler sıkıcı işlerde çalışanlar için bir canlı ortam yaratma fırsatı doğurmaktadır.
Örgütlerde işlev bozukluğu : Robert Merton,bürokrasinin yazılı ve katı şekilde uygulanmasının bazen “bürokratik ritüelizme” dönüşeceğine ve  bazen de kuralların örgüt hedeflerinin önüne geçebileceğini söylemiştir. Bürokrasinin en büyük zaaflarından biri ise özel ihtimam isteyen durumlara hitap etmesidir.
Mekanik ve organik dizgeler olarak örgütler:Tom Burns ve G.M. Stalker, mekanistik ve organik olmak üzere iki tip örgütlenme olduğunu söyler. Mekanistik, yukarıdan aşağı emir komuta şeklinde giden bürokratik dizgedir. Çalışan sadece belli konuda sorumludur işi bittiğinde diğerine geçer. Tavanla ,taban çok iletişimde değildir. Organik, talimatlar sadece dikey olarak değil daha esnek şekildedir. Örgütteki herkes sorun çözmekte yardımcı olabilir ve karar verme yetkisi sadece en tepedekilere ait değildir.
 
 Örgütlerin Fiziksel Düzeni
Örgütler ve denetim altına alınmış zaman ve alan: Michel Foucault , bir örgütün mimarisiyle onun toplumsal yapısı arasında bir bağlantı olduğunu söylemiştir. Örneğin üst düzey birinin binanın en üst katında yer alması gösterilebilir. Diğer yandan kişiler arasında oluşturulan blok duvarlar ile kişiler arasında bloklaşma yaratılır. Yakında bulunan kişiler “biz” olurken diğer blokta yer alanlar “onlar” olur ve kutuplaşma sağlanır. Örgütlerde zaman çizelgelerin olması örgütün işlevselliğini artırır. Şayet zaman çizelgesi olmazsa örgüt içinde kargaşa çıkar ve verimlilik düşer.
Örgütlerde gözetim : Foucault’un “gözetim” olarak nitelendirdiği örgütlerdeki etkinliklerin izlenmesi durumuna ne kadar kolay maruz kalacaklarını belirler. Modern örgütlerde ise amir konumundakilerin bile gözetimde olduğu,fakat astların onlara göre daha izlenir olduğu görülmektedir. Gözetimde bazı şekiller yer alır. İlk olarak okullarda yer alan sınıf düzeni ,ikinci olarak kişilerin örgütlerde yer aldığı sürede aldıkları kayıtlar, dosyalar ve raporlar onların bir nevi denetlenmesini sağlamaktadır. Son olarak “öz denetim-self-surveillance” gelir. Bu tarz denetim ise çağrı merkezlerinde olduğu gibi kişinin amirlerce denetlendiği bilerek konuşmalarında kısa ,resmi ve verimli kullanarak bir nevi bu durum için davranış değişikliğini kabul etmişlerdir.
 
 Dünyayı Saran Örgütler
        Sosyologlar uluslar arası örgütleri, ulus devletlerden oluşan “uluslar arası devler örgütleri” ve sivil örgütlenmelerden oluşan “ uluslar arası sivil toplum örgütleri” olmak üzere ,ilkece ikiye ayırır.
Uluslar arası devlet örgütleri : Uluslar arası devlet örgütleri (UDÖ),üyesi olan ülkelerin birbirleriyle iş yapabilmeleri için anlaşma sağlaması sonucunda oluşan örgütlerdir. Bu örgütler ulusal güvelik,insan hakları, çevre , uluslar arası ticaret gibi olguların korunması için oluşmuştur. Bu örgütler 20.yüzyıl başında yaklaşık üç düzine iken 2002 verileriyle 5500 üzerindedir.
Uluslar arası sivil toplum örgütleri: Bu örgütler (USTÖ) ise bireyler veya özel örgütler arasında yapılan anlaşmalarla kurulmuştur. Bu örgütlenme de UDÖ gibi son yıllarda artış göstermiştir. 20.yüzyıl başında 200’den az ,2002 verileriyle 31000’den fazladır. Bu örgütlerin genel amacı UDÖ ve devletleri etkileyerek küresel çıkarları korumaktır. Bazen toplantılar düzenler,eğitimler verir,dergiler çıkarır ve insanları bu yolla bilinçlendirirler. Hatta güçlü devletlerin politikalarını şekillendirmede oldukça etkindirler.
 
 Ekonomik Örgütler
Şirketler ve şirket gücü : Büyük ve küçük şirket girişimleri vardır. Günümüzde küçük şirketleri girişimci adını verdiğimiz hem şirket sahibi hem de yöneticisi konumundaki patronlar yönetirken, büyük şirketlerde ise sahipler önemli kararları alma hakkını saklı tutan şirket hissedarlarıdır ve şirketleri yönetici konumundaki kişilerin yönettiği görülmektedir. Bu büyük şirketler bazı alanlarda oligopol hale gelir ve kendi gibi büyük pazar sahibi olan rakipleriyle ortak fiyatlandırma yapabilirler.  Diğer yandan  ise bir şirketin tek bir noktada söz sahibi olma durumu da vardır. Bu da tekelleşmedir (monopoly).
Şirket sermayeciliği tipleri:Aile,yönetsel ve refah kapitalizmi olarak üç evrede inceleyebiliriz. 19.yüzyıldaki şirketleri etkileyen ve 20.yüzyıl başlarında da etkileri sürdüren aile kapitalizmi, bireysel girişimciler tarafından ya da aynı aileden veya soydan gelen üyeler tarafından yönetiliyordu. Zamanla bu şirketler halka açılmış ve yöneticilerin denetimine bırakılmıştır. Ama önemli pozisyonlarda halen aile üyeleri yer almaktadır. Bu aile kapitalizmi git gide “yönetsel kapitalizme” kendini bırakmıştır. Bu şirketlerde gitgide yöneticilerin söz sahibi olduğunu ve artık aileden ziyade şirket daha somutlaşmıştır. Diğer yandan şirketler çalışanlar üzerinde aslında farklı yollarla baskı sağlamak adına yollar ararken , “refah kapitalizm” denilen kişilere bedava tatil,çocuk bakımı,sağlık sigortası gibi imkanlar sağlayan bir araç yarattılar. Bu kapitalizm anlayışı ile de sendikaları yavaş yavaş aradan çıkarıldığı görülmektedir.
Ulusaşırı şirketler:  Küreselleşmenin etkisiyle uluslar şirketler farklı ülkelerde istihdam sağlayarak ulusaşırı şirket profilini elde etmişlerdir. 1950 lerde bu şirketler sadece 3 iken günümüzde 200den fazla bulunmaktadır. Fakat bakıldığında bu şirketlerden çok azı 3den fazla ülkede kuruluşları yer almaktadır. 2000 verilene göre tepede bulunan 200 şirketten 82 si ABD ve 41 Japonya’da yer almaktadır. Genel bakıldığında bu şirketler aslında sanayileşmiş ülkelerde istihdam sağlamıştır. Fakat diğer yandan gelişmekte olan ülkelerde de etkili oldukça fazladır. Tabii bu şekilde şirketleşmenin ulaşımın kolaylığından kaynaklı olması su götürmez bir gerçektir. Diğer yandan bakıldığında ise iletişim ağının son yıllarda hızla gelişmesi ise bu şirketlerin hızlı karar alma ve iş sağlamasında kolaylık göstermektedir.
Ulusaşırı şirket tipleri: Dünyada yer alan bu şekilde birçok şirket bir bakıma oligopoldür. Bu gibi şirketler bir ağ gibi o sektörde birbirleriyle iletişim sağlayarak piyasaya hakim olmaktadırlar. H.V.Perlmutter ulusaşırı şirketleri 3 e ayırır;etnosentrik,polisentrik ve geosentrik. Şirketin kurulduğu ülkede konuşlanmış olması ve genel merkezinin orada yer alan ve kollarının ise farklı ülkelerde yer almasıyla etnosentrik , denizaşırı yan kuruluşların yerel şirketler yönetimine bırakıldığı ve genel merkezin sahip olduğu tüzük çerçevesinde kendi tüzüklerini oluşturdukları polisentrik , yönetim yapısı uluslar arası olan ve yönetim dizgeleri küresel bir taban üzerine oluşturulmus geosentrik şirketlerdir. Genelde en güçlü etnosentriktir şirketler Japon şirketleridir.
Kadınlar ve şirketler: 1970 feminist hareketiyle örgütler ve bürokrasi de dahil olmak üzere toplumun tüm temel kurumlarındaki toplumsal cinsiyet ilişkilerinin mercek altına alınmasını sağladı. Feministler toplumsal cinsiyetin modern örgütlerin yapınsa iki yolla sokulduğunu söylemektedirler. İlk olarak bürokrasi meslek yaşamına özgü bir toplumsal cinsiyet ayrımıyla ilişkilidir. Bakıldığında kadınlar ucuz ve güvenilir iş gücü olarak kullanılır,ama erkeklere sağlanan kariyer olanakları kadınlara sunulmuyor. İkincisi olarak bürokratik kariyer ideali aslında kadınlara yaşamsal önem sağlarken bu yolda da erkeklerin egemen yapısı ve kadınların daha angarya işlerde çalışmasına itildiler. Tabii bu şekilde olunca iktidardan uzaklaşan kadınlar cinsel taciz,istismar gibi durumlara maruz kalmaktaydılar. Rosabeth Moss Kanter bu kadın ayrımcılığının son bulacağına bunun yolunun da kadınların yakın zamanda elde edecekleri örgütlerdeki güçleriyle olacağını vurgulamıştır. Kathy Ferguson ise bu var olan örgütlerin erkek egomanyasında olduğunu ve bu yapının onlara uygun olduğu,eğer kadınlar iktidar sahibi olmak istiyorlarsa kendi örgütlerinin kurmaları gerektiği söylemektedir.
 
 Bürokrasi Ötesi Mi ?
Weberci bürokrasi zamanında işe yaramış olsa da günümüzde bir çok örgüt, esnek ve hareketli pazar gereksinimi sağlamak adına dikey ve katı emir komuta yerine yatay ve işbirliği hedefleyen modelleri tercih etmektedir. Bakıldığında artık örgütler küreselleşen dünyanın getirilerine ayak uydurmak için bir revizyon içine girmişlerdir.
 
 Örgütsel Değişim : Japon Modeli
               Japon şirketleri birkaç bakımdan Weber’in bürokrasiyle ilişkilendirdiği vasıflardan uzaklaşmışlardır.
             1.       Üstler kararlarını astlarla alır; Weber’in hiyerarşi piramidi yoktur
             2.       Daha az uzmanlaşma; Batı’ya göre daha az uzmanlaşırlar
         3.       İş güvenliği; Kıdemler ne kadar çalıştığına göre olur, rekabet yoktur ve ömür boyu işe alır ve iş güvenliği vardır
         4.       Grup odaklı üretim; bireysel çalışma yok denenecek kadar az olup grup çalışması vardır ve grup performansı dikkate alınır
           5.       İş yaşamıyla özel yaşamın birleştirilmesi; Weber iş yaşamıyla özel yaşamı keskin hatlarla ayırır. Fakat bu şirketler çalışanın tam bağlılığıyla çoğu gereksinimini karşılarlar
 
 Yönetimsel Dönüşüm
 
            1980’lerde bir çok Batılı örgüt üretimi ve rekabeti artırmak adına yeni yönetim teknikleri geliştirmeye başladı. Yaygın olanlardan ikisi “insan kaynakları yönetimi” ve “şirket kültürü yaklaşımı”. İKY,bir şirketinin  iş gücünün, o şirketin ekonomik alandaki rekabetçiliği açısından yaşamsal olduğunu kabul eden bir yönetim tarzıdır. İKY’ye göre, İK yalnızca personel yazıhanelerinin sorumluluğundaki bir konu değil,şirket yönetiminin tüm üyelerinin en öncelikli konusu olmalıdır. İKY’de çalışan ile işveren arasında bir sıkıntı olmadığını ve bundan dolayı sendikalara gerek olmadığını vurgular, şirketi ise bir bütün olarak temsil eder ve rakip diğer şirketlerdir. Şirketler sendikalar aracılığıyla görüşmek yerine İKY teknikleriyle bireysel sözleşmeler hazırlayarak ve zorunlu ödemelerle işgücünü bireyselleştirmeye yönelir.
                İkinci eğilim ise “şirket kültürü” İK ile yakından alakalıdır. Şirket yönetimi, çalışanların bağlılığını artırmak için birkaç gelenek oluşturur. Bunlar piknikler, eğlenceler,serbest kıyafet giyme günleri v.b.
 
 Ağ Çalışması
Toplumsal ağlar: Toplumsal gruplar ağlara erişmek için kullanılabilecek önemli kaynaklardır. Diğer yandan çok şekilde hizmet sağlarlar. Örneğin üniversiteden yüksek ortalama ile mezun olmuş birisi ile sıradan sen bir yere iş başvurusu yapıyorsun ve başvuruyu değerlendiren kişi senin ilkokul arkadaşın. Bu noktada senin ağın alınan lisans derecesinden daha etkin olabiliyor.
                Bazı kişiler oluşturdukları ağlara güvenir ve bu şekilde iş yapabilirken, herkesin bu şekilde bir ağa sahip olması olası değildir. Bakıldığında bazı toplumlarda kadınlara sağlanmayan toplumsal ağların onlara ileride yapacakları işlerde bir engel olarak görülmektedir. Yani daha az maaş veren ve düşük terfi sunan ortamlar kadınların içinde bulunduğu konumu göstermektedir. Diğer yandan bakıldığında ise ağlar sadece ekonomik kazanç sağlamaz. bir ülke ziyareti yaptığınızda oradaki dostlarınız yol gösterebilir ya da size farklı ortamlarda sevgili sağlayabilir.
Ağlar ve bilgi teknolojisi: İnternetin ortaya çıkışıyla bilgiye anında ulaşılabilmektedir. Bunun sonucunda çok sayıda şirket örgütlenme şekillerinde değişimler göstermektedir. Bakıldığında en uygun örgütlenme biçimi, ağ tabanlı girişimlerin küresel ve bilgiye dayalı bir ekonomiye sahip olanlarıdır.
 
 Örgütler ve Ağlar Yaşamlarımızı Nasıl Etkiler?
                İnsanlar örgütlere daha çok nüfuz ve bağlantı için katılırlar. Örgüt üyeliğinin meyvelerini insanların hedeflerine ulaşıp sahip oldukları nüfuzu arttıran toplumsal bilgilerden ve bağlantılardan oluşan “toplumsal  sermaye” olarak adlandırırız. Toplumsal sermaye, kullanışlı toplumsal ağlar,karşılıklı güven ve insanların etkin eylemlerde bulunmasına izin veren diğer toplumsal kaynakları içerir. Toplumsal sermayede aslında bir bakıma toplumsal eşitsizliğe neden olur. Genelde erkekler kadınlardan,beyazlar siyahlardan,zenginler fakirlerden daha fazla sermayeye sahiptir.
                Robert Putnam, toplumsal sermayeyi dışa dönük ve dahilci olan “köprü kuran toplumsal sermaye” ve içedönük,dışlayıcı olan “bağlayıcı toplumsal sermaye” olarak ikiye ayırmış. Köprü kuran toplumsal sermaye aralarında din,dil,ırk ayrımı bulunanları birleştirir. Bağlayıcı toplumsal sermaye ise, ayrıcalıklı grupları ve homojen grupları destekler. Bakıldığında toplumsal sermaye ne kadar kuvvetlenirse demokrasi de gelişir.
                ABD kaynaklı yapılan araştırmalarda ise 1970’den beri toplumsal sermayenin gerilediğini  ve bu sürecin vatandaşlık görevlerine bağlılık konusundan bir çöküşe işaret ediyor olmasını göstermektedir.
 
 

KAYNAK  :  Organizations and Network, Anthony Giddens   ISBN-13: 978-0-7456-43571

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s