Tarihimizin Kum Tanesi "Çanakkale Zaferi"

                                   
     Büyük öğretmen olan ‘tarih’i iyi dinlediğimiz söylenemez. Uzun yıllar o öğretmenin derslerinden faydalanmadık. O canla başla bize atalarımızı ve doğrularımızı anlatırken biz lüzumsuz şeylerle uğraşan öğrenciler gibiydik.
        Vatanı ve kutsal saydığı değerleri için canını feda etmekten çekinmeyen bu ölümsüz kahramanlarımızın tanınması ve destansı mücadelelerin neslimize anlatılması çok önemli bir vazifedir. Geleceğin Türkiye’sini  kucaklayacak gençliğim tarih şuuru kazanmış olarak yetişmeleri oldukça önemlidir. Onlara bu şuur ve karakteri kazandırma adına bütün imkanlarını seferber edilmesi hem ailelerin,hem eğitim camiasının ve hem de idarecilerimizin en önemli vazifedir.
       Tarih şuuru kazanmış bir bireyin hayata bakışı,ufku ve hadiseler karşısında durumların ,aslında yaşam şeklini belirlemesinde önemli rol olduğunu düşünmekteyim. Bakıldığında ise bizim çöldeki kum taneleri kadar çok tarihi hatıralarımız var. Bugünün önemini de günlerce yazsak ve konuşsak da değerini veremeyiz.
Adem SUAD’ın  “Şehit Muktupları” adlı kitabından etkilendiğim bir kum tanesi de…
      “ Çanakkale’de vatanı, milleti ve bayrağı uğruna cepheye giden, seve seve canını veren bütün şehitlerimizin bir hikayesi vardır. Hepsinin hikayelerine ulaşmak, bu konuda malumat sahibi olmak ne yazık ki mümkün değil. Darül-Fünun resim bölümünde tahsil gören Şefika ve Semih çiftinin aşkları günümüze kadar ulaşan ender öykülerdendir. Resim bölümü son sınıf öğrencileri olan çift nişanlanmışlar ve yazın düğün hazırlıklarına başlamayı planlıyorlarmış. Ancak vatan müdafaası için Semih?e Çanakkale yolları görünmüştür. Bir an olsun tereddüt göstermeyen Semih, sevdiğinden ebediyette buluşmak üzere ayrılmış. Ama sevdiğini hiç mektupsuz bırakmamış. İşte o hasret kokan mektuplardan biri:
    
          Ey benim müşfik ruhum, Şefikacığım!
     Bilmem neden ! bu gece garip hislerle doluyum… Bu günlerde gönül gözüm, duygularım aramızda pek o kadar uzak olmayan mesafenin uzayacağını, hatta sonsuzluğun susmuş karanlığına kadar yuvarlanacağını bana ima ediyor. Bu akşam, en modern tüfek seslerinin ve top gümlemelerinin bile daldığı, sustuğu geçici bir sessizliğe boğuldu. Bütün tepeler, bütün vadiler yalancıktan parlarken Kanlı Tepe, ayaklarına yüz süren Ege Denizi’nin semavi gözlerinde, sessizliğinin sonunda acaba ne can yakan, can alana feryatlar kopacak? Sana defalarca bahsettiğim Sivaslı genç kahraman Yüzbaşım Celadet bana dedi ki:
      Semih!..
    
    Şu kaptırdığımız Kanlı tepeyi tekrar elde edemezsek; emin ol ne doyamadığın sevgili İstanbul’umuz ve onun üstündeki dört buçuk asırdan fazla sahip olduğumuz haklardan, ne de kadınlarımızın namus ve iffetinden bir hayır kalacak!.. Oraya benimle birlikte şanlı bayrağımızı tekrar dikmek için her fedakarlığa katlanır mısın?
Sükut eder gibi yemin ettim!.. “Kanım vatana helal olsun komutanım!..” dedim.

   Hatırlıyor musun? İlk Darül-Fünun mezunları toplanırken ne kadar sıkılmış ve ne kadar üzülmüştüm… Benim ince kalan fırçama karşılık, elime kalın bir silah tutuşturmuşlardı…Yumuşak yastıkların arasında, ruhumun derinliklerine kadar daldığım şairane yaratılışlı dünyamdan beni çekip çıkarmışlar, belime kılıcın sert kayışını kuşatmışlardı?Orada burada sürüklenen fırçama ve şair kalemime bakarak, askerlik talimlerine göre sana diyorum ki: Ben mi asker oldum? Kumanda edeceğim birliklerin vay haline!..Güzel nişanlım meğer öyle değilmiş…
   
   Benim gibi muhallebiyle nazlı büyütülmüş birçok ihtiyat zabiti var. Onlar buradaki zeka ve cesaret örneklerinin en akıllı, en fedakar kahramanları kesildiler!..Hepimiz vatanımızın en küçük bir kayasının savunmasındaki önemi idrak ederek uğrunda güllerimizi esirgemiyoruz…

     Bir ay evvelki harpte komutanım muhterem Celadet yüzbaşılıkla, ben teğmenlikle taltif edilmiştik. Fakat her ikimizde bundan mahcup olmuştuk. Kanımızı akıtmadan nail olduğumuz zafer hiçtir…Göğüslerimizi süsleyen şu kırmızı kurdeleleri bile ufak hizmetlerimiz için fazla görüyorduk. Vatanımızı o kadar seviyoruz ki, verilen mükafatla övünmek, kıvanç duymak değil, belki tarihimizin milli iftihar vesilesi olmak istiyoruz.

    Eğer senin o melek gibi muhabbetine karşı bir nankörlük ise, vatanımız hürmetine beni lanetleme!.. Evet, ben şimdi mübarek vatanımızı senden daha çok seviyorum… Ne olur üzülme şu şekilde seslenişini duyar gibiyim: Beni hala seviyor musun? Evet Şefika, ah yüreğimi dinlemen, ruhumun sesini duyman mümkün olsaydı! Belki sen dilimden duymak isterdin; ama dil, sevgi ülkesine tercümanlık yapamaz. Çoğu kişiler, kendi sevgilerini başka türlü göstermek isterler. Bir kişinin sezgilerini, duygularını sözler vasıtasıyla anlatmak istersen yanılırsın. Çünkü vatanımı senden daha çok seviyorum; bana kızma, gücenme… Şunu ifade etmek istiyorum ki; Vatanımı sevmiş olmam seni sevmiş olduğumu göstermez mi? Çocuk; şunu iyi bil: vatanını sevenler onun taşını toprağını değil, onun güzelliklerini severler. Millet uğruna can verenler, onun saçı sakalı için değil; değerleri, fazileti, tarihi ve saygınlığı için severler. Sen ulusumuzun, vatanımızın güzelliği, temizliği ve faziletlerinden biri,birincisisin. Onları sevmiş olmam, seni sevmiş olmamdır. İşte seni, doğrudan severim, yürekten severim, candan severim. Benim yüreğimdeki sevgiyi göstermek için sevgi sözü azdır.

    Önceleri, Marmara’nın mavi atlas kucağına yaslanan işveli İstanbul’umuzun latif manzaralarının resmini çizerken bütün güzelliklerinde senden ilham alıyordum. Bu vatan aşkına düşeli şunu iyice anladım ki, gözlerin; savaşı bitiren, barut bulutlarını dağıtan güneşin şu ufka bahşettiği mavi bir saflığa benzediği için beni cezp ediyormuş. Sırma saçlarının bukleleri, sakin bir günde seyretmeye muvaffak olduğumuz grubun, altın renkli güneş ışınlarını kararttığı için onları hasretle arzu ederek arıyorum. Yanaklarının pembeliği, burada haşin gece savaşlarını takip eden istirahat aydınlıklarını temsil ettiği için onlara buradan büyük birer hayranlık buseleri takdim eyliyorum.

    Biraz önce, küçük madalyondaki fotoğrafını koynumdan çıkararak doyamayan, ah kanamayan gözlerimle seyrettim… Yok yok dedim, bu bir güzel gölge. Onun için latif, mavi, pembe, kırmızı renklerini göstermiyor! Ben de zihnime kazınmış olan o gülümseyen parlak suretini seyre daldım…Dünden beri kalbimi inleten hazin bir hissin pençesinde üzülerek, seni hararetle düşünmeye başladım… Eğer ettiğim yemin üzere, Kanlı Tepe’nin geri alınışı uğruna şehit olursam; seni saracak keder ve ıstırapları vicdanımda duyarak titredim.

    Hayır Şefikacığım hayır! Sen hayat baharının kokulu bir gülüsün. Vatanımıza faydalı kokular saçarak birçok şefik iyilikler etmelisin… Çanakkale gazisi bir zabitle evlenerek insanlığın sana yüklediği güzel görevi yerine getirmeye çalış. Yalnız senden bir ricam var: Kanlı Tepe’de açılacak damarlarımdan sıcak bir damla kan kalbinin en samimi bir köşesinde sonsuza kadar asılı kalsın.

    Elveda ey ruhumun çocukluk sevdası.Ölünceye kadar seninim.

Semih”  
     Kum tanelerimizi unutmama dileğiyle Çanakkale Destanı’nda savaşan yaşayan kahramanlarımıza -ki onlar Bakara Suresi’ne göre de ölü değillerdir- varlıklarından dolayı tekrar tekrar duacısıyım.
Not: Çanakkale Savaşı hakkında okumanızı önereceğim kitaplar;
–          Ateşe Koşanlar – Resul YAVUZ
–          Bu İş Güzel Bitti – Murat ERGUN
–          Çanakkale Destanı – Murat DUMAN
–          Çanakkale Geçilmez – Recep Şükrü APUHAN
–          Çanakkale’de Ne Oldu? – Charles F.Roux
–          Çanakkale Savaşları ve Savaş Alanları Rehberi – Burhan SAYILIR
–          Şehit Mektupları – Adem SUAD
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s