Korku !

 Korkunun ve nefretin altında denetim altına alma ve yok etme dürtüsünün altında, bizi koruyan ve kişiliğimizi gösteren yaralı dış kabukların altında, insanların iyi olduklarını biliyorum. Derinde yatan gereksinimlerimiz basittir.Yiyecek, barınak ve giyecek ihtiyaçlarından ayrı olarak, sevme ve sevilme aynı yerde veya aynı koşullar altında yaşayan insan topluluğu söz konusu olduğunda, tümü ile dünyaya ve her birimize açık olma, etkilenme ve etkileme, anlama ve anlaşılma, duyma ve duyulma, kabul etme ve edilme gereksinimlerimiz vardır.

  Korku, bunları yakalamak adına devasa boyutta anlamsızlıklar sağlar bize ve çevremize. Sevgimizi kontrol etmeye çalışırız, sıkarız, boğarız, tecavüz ederiz hatta öldürürüz. Bakıldığında sevginin çoğalmasının yan etkilerini duyumsamadan yaşanan kişiliği bünyesinde bulundurmayanlar aslında itaatkarlık istemişlerdir. Bu korkunun getirdiği talep etmeyi doğuracaktır. Bu talepler yerine gelmediğinde ise yukarıda bahsettiğim gereksinim duyduğumuz şeylerden tükeniriz ve öldürürüz. Tükeniriz ama bu gereksinimleri bulmak adına arayışımız sürer ama olacakları anlamayız ve neyin ne olduğunu göremeyiz artık.

 Böylece tehlikeleri önemsemeden yaşarız, her şeyi daha güçlü talep eder ve susuzluğumuzu, açlığımızı asla gideremeyiz. Bir zamanlar delice sevdiğimiz şeylerden nefret eder onları kontrol ederek yaşamayı benimseriz. Bu kontrolü yaşatmak ve korkularımızı susturmak amacıyla, karşı karşıya kaldığımız herkesi etkilememiz, inandığımız üstünlüğümüzü yansıtmadıkları durumunda susturmamız, düşüncelerini veya kendileri  öldürme çabasında hareket ederiz.

 Ölümden, yaşamdan, sevgiden ve hepsinden daha çok denetim kaybından korktuğumuz için korkularımızı yansıtan ve yıkıcı davranışlarımızı güçlendiren sosyal kuralları gelenek ve görenekleri yaratırız. Kendimizi hayallerimizle çevrelediğimizde ve başka her şeyi susturduğumuzda artık yarattığımız sahte dünyayı bizim olan dünyamızla değiştirebiliriz. Ve bu yüzden tüm tanıkları öldürürüz… Göç eden kuş sürülerini, büyük balıkçıl kuşların yaşadığı adaları, sınırsız gibi görünen ormanları, hiyerarşik düzen içinde yaşamayan her yerli kültür grubunu, vahşi, özgür, yaratıcı olarak doğmuş her çocuğu, hatta kendi vicdanlarımızı ve dünyanın doğrudan yaşadığı deneyimleri…  

  Yukarıdaki satırlar yaşadığımız son günlerdeki acımasız olaylarla bir alakası yoktur. Derrick Jensen – Kelimelerden Eski Dil adlı kitabını okurken buradan referans alarak paylaşmak istediklerim. Yoksa aslında dün de bugünde hatta iki satır öncesinde de böylesi acımasızlıklar yok ! (bu satır vicdanı ölmüşün rüyasına)   
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s