Eğitim Bizim İşimiz Değil !



 Bugünlerde Atina’da bir zeytinlikten adını alan “Akademeia” denilen kurumların içine tekrar döndüğümde, diğer yandan sektör içinde yer aldığım süreçte ve katıldığım bazı kongre,konferans, çalıştay vs gibi organizasyonlarda gördüğüm bir terslikten bahsedeceğim. Eğitim…

  Eğitim konusunda bildiğiniz üzere ülke olarak bir “geri” sıfatını hak edecek olgunluktayız. Yaptığım 10 kez tekrarlanan “5 Yıllık Kalkınma Planı” araştırmam içinde hepsinde yer alıp ama hiçbir muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak bir oluşum gösterilmemiştir. Diğer konu başlıklarında iyi kötü bir şeylerde ilerlemeler gözlenmiş. Ama eğitim “fiyasko”!

  Bakın 1963 yılında başlatılan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ne diyor. “Eğitim, istenilen bir yaşama düzenine ulaşmak çabası olan kalkınmanın en etkili araçlarından biridir. Ulaşılmak istenen düzenin değerlerini yerleştirmek, toplumu bu hedefe yöneltecek kişi ve grup davranışlarını yaratmak buna engel olabilecek değer ve davranışları değiştirmek eğitim yoluyla olur”. 50 yılın üstünde bir geçmişte yer alan satırlar ve uygulama noktasında biz şuan …!

  1967’de ise eğitim hizmeti okul içine dönük kalmıştır. Çevre ve iş hayatı ile ilişkisi sınırlıdır. Fonksiyonel eğitim, özellikle kız ve erkek teknik öğretimde, sağlanamamaktadır. Kabiliyetli olanların eğitimin en üst kademelerine kadar yükselmelerini sağlayıcı bir sistem, yeterli sayıda burs ve yatılı okuma imkanı yaratılamamıştır. Bu alanda sağlanan imkanların toplam öğrenciye oranı bakımından son yıllarda gerileme olmuştur.

  1971 yılında ilköğretimin çağı nüfusunun yüzde 100 ünü kapsaması öngörüldüğü halde gerçekleşme yüzde 83,5 dolaylarında olmuştur. Ancak bu oran bazı bölgeler ve kız öğrenciler için çok daha düşüktür, ilkokulu bitirenlerden yüzde 48 i üst eğitime devam edebilmiş ve yarısından çoğu mesleğe yönelmiş yeterli bir yaygın eğitim görmeden üretim sürecine geçmişlerdir. Eğitimin bu kesiminde basan oranı 1965 – 1966 yıllarında şehirlerde yüzde 92,9, kırda yüzde 93,0 iken bu oran 1969-70 döneminde sırasıyla yüzde 82,6 ve yüzde 75,5 e düşmüştür.

  1979 ise sosyal adaleti, toplumsal ve ekonomik gelişmeyi sağlamada etken bir araç olması gereken eğitim, ülkemizde bu işlevi kendi dışındaki sınırlamalar ve sistemin kendi iç yapısından doğan sınırlamalar nedeniyle yerine getirememektedir. Öte yandan, tüm kademelerde eğitimin, ezberciliğe dayanan kişiliği geliştirmekten çok kalıplaştırmaya iten, çoğu kez gereksiz, kuru bilgiler yığınından oluşan içeriği süregelmektedir düşüncesi paylaşılmıştır.

  1985 yılında en değerli milli varlığımızın ve kalkınmanın sürükleyici faktörlerinden en önemlisi beşeri kaynağımız olarak ve bu potansiyelimizin eğitim yoluyla en geniş ölçüde değerlendirilerek kalkınmanın hizmetine verilmesi esastır düşüncesi belirtilmiş, fakat ne denli uygulanabilmiştir… ?

  1990 – Eğitim sistemi, meslek kazandırıcı yaygın eğitim, ara insangücü ve yüksek nitelikli insangücü yetiştiren eğitim olmak üzere üç boyutlu bir yapıda ele alınarak kalkınmanın temel araçlarından birisi olarak etkinleştirileceği öngörüsünde bulunulmuş ama dönemi hatırlayanlar bu konuda yapılanları hatırlarsa çokta gerçekçi olamamıştır.

  1996 – Uluslararası rekabet gücünün artırılmasında ileri teknolojinin kullanımı, geliştirilmesi ve üretilmesi birincil öneme sahipliğinden bahsedilmiş ve bu bağlamda, insangücü potansiyelinin değerlendirilmesi ve niteliğinin artırılarak üretim sürecine katılımının sağlanması gerekliliğine işaret edilmiş. Eğitim sistemi bu amaca hizmet edebilecek dinamik bir yapıya kavuşturulacak denmiş. Sizce ?

  2001 – Eğitimin bütün kademelerinde gerekli alt yapı ve öğretmen ihtiyacının karşılanmasında iyileştirmeler olmasına rağmen, beklenen düzeyde gelişme sağlanamamıştır. Eğitim hizmeti sunan kamu ve özel kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyon eksikliği devam etmektedir.

  2007 – Plan döneminde, ülke genelinde hızlı nüfus artışının neden olduğu olumsuzluklar azalmasına rağmen, istihdamın artırılması ve işsizliğin azaltılması ile eğitime ilişkin sorunlar çözülememiş ve eğitim-istihdam arasındaki ilişki yeterince kurulamamıştır.

  2014 – Nüfusun eğitim düzeyi yükselmekle birlikte OECD ve AB ortalamalarına göre düşük kalmaya devam etmiştir.  Diğer yandan, eğitim sistemi, işgücü piyasasının ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalmış ve eğitimli genç bireylerin işsizlik oranlarında sağlanan düşüş sınırlı düzeyde gerçekleşmiştir.

  Eğitim sistemi ile işgücü piyasası arasındaki uyum; hayat boyu öğrenme perspektifinden hareketle iş yaşamının gerektirdiği beceri ve yetkinliklerin kazandırılması, girişimcilik kültürünün benimsenmesi, mesleki ve teknik eğitimde okul-işletme ilişkisinin orta ve uzun vadeli sektör projeksiyonlarını dikkate alacak biçimde güçlendirilmesi yoluyla ancak sonuca ulaşabilirken maalesef bu işi tamda yerine getirememekteyiz.

  Atatürk’ün askeri okullarda müfredat kitapları arasında olsun dediği “Beyaz Zambaklar Ülkesinde – Grigoriy Petrov” kitabında Finlandiya örneği gibi bizde temelden değişim sağlamadıkça sanırım ilk satırlarda yazdığım gibi okul, aile, iş vs. nerede olursak olalım köklü eğitim eksikliğimiz devam edecek gibi görünmektedir. 
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s